top of page
Kitapların Üzerinde Hakim Tokmağı

Anayasa Mahkemesinin Resmi Gazetede 26/02/2011 tarihinde 27858 sayı ile yayınlanan kararı ile, 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrasının “…..ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz” bölümünü Anayasa’ya aykırı olması nedeni ile iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi kararını değerlendirilmeden önce bazı tespitlerde bulunmak ve bazı kavramları açıklanmak gerekmektedir.   

 

Genel olarak Tahkim, gerçek veya tüzel kişiler arasında çıkan veya çıkacak ihtilafların devletin adli veya idari yargı organları vasıtası ile değil, kendi aralarında seçtikleri veya seçecekleri kişiler vasıtası ile çözümlenmesidir. Kişiler ihtilaf çıkmadan önce veya ihtilaf çıktıktan sonra anlaşarak tahkime gidebilirler. Tahkim, aslında özel hukuk kişileri arasındaki ihtilafların, devletin yargı organlarına gitmeden daha kısa süreler içerisinde yine alanlarında ve ihtilaf konularında uzman hakemler vasıtası ile çözümlenmesi amaçlanmıştır. 13/08/1999 tarihli 4446 sayılı yasa ile, Anayasanın 125. maddesi değiştirilerek “Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir” hükmü getirilerek, kısmen de olsa kamu organlarının da tahkime gidebilmesi sağlanmıştır. Yani kamu organları belirtilen istisnanın dışında mecburi tahkime gidemezler. Yine özel hukuk kişileri de olsa, her türlü ihtilaf tahkim yolu ile çözülemez. Bunun için ihtilaf konusu kamu düzeni ile ilgili olmamalıdır, taraflar arasında serbestçe kararlaştırılabilecek bir konu da olmalıdır. Örneğin gayrimenkulün aynına ilişkin ihtilaf veya boşanma davası gibi benzer ihtilaflar tahkim ile çözülemez.  

 

TFF Tahkim Kurulu,  5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesi ile getirilmiştir. Bu maddeye göre Tahkim Kurulu;

 

1) Tahkim Kurulu, bu Kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ve ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai karar merciidir.

2) Tahkim Kurulu, TFF Statüsü ve ilgili talimatlar uyarınca karar verme yetkisine sahip kurul ve organlar tarafından verilecek kararları nihai olarak inceleyerek münhasıran karara bağlar. Tahkim Kuruluna başvuru süresi TFF talimatlarının yayımından veya itiraz edilen kararın tebliğinden itibaren yedi gündür.

3) Tahkim Kurulunun oluşumu, görev, yetki, hak ve sorumlulukları ile üyelerinin sahip olması gereken nitelikler TFF Statüsünde belirlenir. Tahkim Kurulunun işleyişi ve usul kuralları TFF tarafından çıkarılacak talimatta yer alır.

4) Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlar ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz.

5) Tahkim Kurulu üyeleri de bu Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümlerine tabidir.

 

Bu hükümlerle Tahkim Kurulunun görev, yetki, hak ve sorumlulukları ile diğer hususların tespiti TFF tarafından çıkarılacak ana statü ve talimatlara bırakılmıştır. Buna göre TFF Tahkim Kurulunun görevleri;

 

a) Federasyon ile Kulüpler, Hakemler, Futbolcular, Teknik Direktörler, Antrenörler, Oyuncu Temsilcileri, masörler ile diğer görevliler arasında çıkan ihtilaflar hakkında Yönetim Kurulu tarafından verilecek kararlara karsı yapılan başvuruları,

b) Amatör ve Profesyonel Futbol Disiplin Kurulları kararlarına karsı yapılan itirazları,

c) Uyuşmazlık Çözüm Kurulu kararlarına karsı yapılan başvuruları,

d) Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu tarafından çıkartılmış Talimatların, Kanun, Ana Statü, FIFA ve UEFA Ana Statülerine aykırılığına ilişkin başvuruları, ilgililerin talebi üzerine inceler ve karara bağlar.

 

Futbol Federasyon Statüsünün 61.maddesi ile, “Tahkim Kurulu çalışmalarını, TFF Statüsü hükümleri ile FIFA ve UEFA kurallarına ve yargılamaya ilişkin kanunların ilgili hükümlerine göre yapar ve inceleme sonunda başvuru konusu talebin kısmen veya tamamen kabulü veya reddi ya da değiştirilerek kabulüne karar verir” hükme getirilmiştir.

Anayasanın 152. maddesinde, “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerinin Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.” Bu hüküm ile, mahkemeler önünü gelen ihtilafların Anayasa Mahkemesine götürülebilmesi için, mahkemenin ihtilafa bakmakta görevli olması gerekmektedir. Ayrıca yine sadece ihtilafa uygulanacak hüküm Anayasa Mahkemesine götürülebilecektir. 

İhtilafın konusu; TFF Yönetim Kurulu 06/09/2009 tarih ve 57 sayılı kararı ile Ankaraspor A.Ş. yi bir alt kümeye düşürülmesine ve 2009-2010 sezonu itibari ile üç yıl müsabakalardan men’ine karar vermiştir. Bu karar üzerine davacı Ankaraspor A.Ş. yasal süresi içerisinde (7 gün) temyiz amaçlı olarak TFF Tahkim Kurulu’na itiraz etmiştir. TFF Tahkim Kurulu 06/10/2009 tarih ve 532/533 sayılı kararı ile bu itirazı red edilmiştir. Böylece TFF yönetim kurulu tarafından Ankaraspor A.Ş. aleyhine verilen küme düşürülme ve üç yıl müsabakalardan men kararı ile ilgili prosedür idari açıdan TFF nezdinde tamamlanmıştır. 

 

İhtilafın adli boyutunda Ankaraspor A.Ş. nin TFF aleyhine açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davası Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmeye başlamıştır. Ankaraspor A.Ş. nin Anayasa’ya aykırılık itirazları mahkeme tarafından ciddi görüşmüştür. Dosya Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırılık itirazlarının değerlendirilmesi için Anayasa Mahkemesine gönderilmiştir.

 

Anayasa Mahkemesi önüne gelen davada, davanın esasına girmeden öncelikle usule yönelik görev ve yetki yönünden inceleme yapmıştır. Buna göre Ankara 4.Asliye Hukuk Mahkemesi ihtilafa bakmakla görevli ve yetkili midir?

 

5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesi ile TFF, “...özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliğe sahip, …” şeklinde tanımlanmıştır. Yani kanun ile TFF kamu tüzel kişisi değil, özel hukuk tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır. Bu durumda TFF ile ilgili ihtilaf idari yargıda değil, adli yargıda görülecektir.

 

Fakat şunu da belirtmek gerekir ki; sadece Kanunda TFF’nin özel hukuk tüzel kişisi olarak tanımlanmış olması, TFF’yi özel hukuk tüzel kişisi yapmaz. Ayrıca TFF’nın diğer görev ve işlevlerine de ayrıca bakmak gerekir. Ancak bundan sonra bir kurumun kamu tüzel kişisi mi yoksa özel hukuk tüzel kişisi mi olduğuna karar verilebilir. Fakat bu yönü ile de değerlendirilse yine de TFF’nin özel hukuk tüzel kişisi olduğu sonucuna varılabilir.    

 

Nitekim Anayasa Mahkemesinin Ankara 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin müracaatını inceleyerek esastan karar vermiş olması, TFF’nin Anayasa Mahkemesince de özel hukuk tüzel kişisi olduğunun kabul edildiği anlamına gelmektedir. TFF Anayasa Mahkemesince özel hukuk tüzel kişisi olarak kabul edilmemiş olsaydı, bu durumda Ankara 4.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davası görevsiz bir mahkemede açılmış olacağı için ve görevsiz mahkemede açılan dava nedeni ile Anayasa Mahkemesine müracaat edilemeyeceği için Anayasa Mahkemesince başvuru esasa girmeden red edilecek idi.

 

Anayasa Mahkemesi önüne gelen davada 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 1,2,3 numaralı fıkraları Tahkim Kurulunun oluşumu, yapısı, niteliği, görev, yetki, işleyiş, usul ve esasları ile ilgili olduğundan ve Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki ihtilafa uygulanmayacağından, bu fıkralara ilişkin iptal istemi esasa girmeden, bu fıkraların Anayasa’ya aykırı olup-olmadığı incelenmeden usulden red edilmiştir.

 

Ankara 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin ihtilafa uygulayacağı hüküm, Tahkim Kurulu kararlarının iptaline ilişkin olan 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrası olduğu için sadece bu fıkranın Anayasaya aykırılığı incelenmiştir. Kanunun bu fıkrası ile, Tahkim Kurulu’nun kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlayacağı ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamayacağı belirtilmektedir.

 

Anayasanın 9. maddesi ile “yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı”, Anayasanın 36. maddesi ile, “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içinde davaya bakmaktan kaçınamaz.” Hükümleri getirilmiştir.

 

TFF, futbol sporu alanındaki uyuşmazlıkları çözmek için bir takim hukuk kurulları, usul ve prosedürler belirlemiş ve hatta çıkacak ihtilaflarda bu prosedürlere müracaat etmek zorunluluğu getirmiş olabilir. Bu hususlar Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. Fakat bu aşamalardan sonra kararı kabul etmeyen taraf için yargı yolunun kapatılması ve yargı yoluna müracaat edemeyecek olması Anayasaya aykırı bulunmuştur.

 

Anayasa Mahkemesi, Tahkim Kurulu kararlarının kesin ve nihai olarak belirtilmiş olması ile, Tahkim Kurulu kararlarının şekil ve TFF içerisindeki bir takım usul ve prosedürler bakımından anlam ifade ettiği belirmiştir. Tahkim Kurulu kararlarının kesin ve nihai olarak belirtilmiş olmasının savunma ve hak arama özgürlüğü ile adli mercilere müracaat etme hakkını engellemediğine karar vermiştir. Bu nedenle 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrasının tamamını iptal etmemiştir. Sadece 5894 Sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrasının içeriğinde yer alan “…..ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz” hükmünü Anayasanın 9. ve 36. maddesine aykırı bulmuştur ve iptal etmiştir.

 

Anayasa Mahkemesi kararında karşı oy yazılarına da değinmek gerekmektedir. Karşı oy gerekçesinde, “TFF’nin kamu gücünü ve kamu ayrıcalığını kullandığı için idari bir kurul olduğunu belirtmiştir. Buna göre idari bir kurul olan TFF kaynaklı ihtilafların da idare mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Oysaki davaya konu ihtilaf adli mahkemede yani Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılmıştır. Bu nedenle adli mahkeme olan Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin itiraz konusu kuralı davaya uygulama görev ve yetkisi olmadığından Anayasa Mahkemesinin de işin esasına girmeden görev yönünden red edilmesi gerektiğini” belirtmiştir.

 

Karşı oy gerekçesinin isabetli olmadı kanaatindeyiz. Çünkü, günümüzde kamu tüzel kişiliği ile özel hukuk tüzel kişiliği birbirlerinden tamamen farklı ve ayrı değildir. Az veya çok birbirlerinin içine girmişlerdir. TFF’nin kamu gücünü kullanıyor olduğu fikri de kanımızca doğru değildir. TFF almış olduğu kararlar ile kamuyu etkilediği kesindir. TFF’nin kararları ile kamunun da etkileniyor olması, TFF’nin kamu tüzel kişisi olduğunu anlamına gelmemektedir. Kamu gücünü kullanıyor olmak ile kamuyu etkiliyor olmak birbirinden farklıdır. Yine kanun maddeleri yorumlanırken, kanunun amacına ve kanun ile ne getirilmek istendiğine de bakmak gerekir. Gerek ulusal gereksek uluslar arası alanda sporla ilgili yapılan mevzuat çalışmalarında ve getirilmek istenen düzenlemelerde, artık sporun devletin dışında tamamen bağımsız bir yapıya kavuşturulması amacı da göz artı edilmemelidir.    

 

Diğer karşı oy gerekçesine göre; “FİFA ve UEFA millerler arası teşekküllerdir. TFF de bu uluslar arası kuruluşların bir üyesidir. Dolayısı ile TFF, FİFA ve UEFA’nın almış olduğu kararlara uymakla yükümlüdür. FİFA ve UEFA düzenlemelerinin temel hukuk ilkelerine uygun olarak bütün ülkelerin iç hukuklarına etki edecek şekilde uluslar arası niteliktedir. Türkiye’de uluslar arası teşekküllere (FİFA ve UEFA) üye olmakla bu küresel (uluslar arası) kurallara uymayı taahhüt ettiğine göre, artık spor ihtilaflarının yargıya taşınması gerektiği gibi yorum yapılmaması gereklidir. Futbol dahil, uluslar arası spor dallarındaki ihtilaflarda “tahkim” usulü benimsenip kabul gördüğüne göre, tahkim kurulu kararlarına karşı yargı yoluna başvurulamayacağı ilkesinin getirilmesi Anayasa’ya aykırı ve yargı yetkisinin devri olarak kabul edilemez. Dava konusu kural, Türkiye’nin uluslar arası yükümlülüğünün tabii bir sonucu olup, uluslar arası kuralların dışına çıkılarak bu konuda kendimizi has bir yargı düzeni getirmek de mümkün bulunmamaktadır.”    

 

Bu karşı oy gerekçesinin de isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü karşı oy gerekçelerin de, FİFA ve UEFA’nın uluslar arası bir teşekkül olarak kabul edilmiş ve karşı oy gerekçesi de bu temel üzerine oturtulmuştur. Oysaki uluslar arası teşekküller, devletlerin, devlet organlarının veya temsilcilerinin ortak fikir ve iradeleri ile meydana gelir. FİFA ve UEFA, uluslar arası teşekküller değillerdir, bulundukları ülkelerde dernek vasfında kurulmuş özel hukuk tüzel kişilikleridirler. Diğer her hangi bir dernekten hiçbir farkları yoktur. Dolayısı ile FİFA ve UEFA’nın  almış oldukları kararlar ve getirmiş oldukları düzenlemeler de uluslar arası kabul edilemez. Bu nedenle FİFA ve UEFA’nın kararlarında gerek ulusal gerekse uluslar arası mevzuatlar açısından Türkiye’yi bağlayan veya Türkiye’nin uymak zorunda olduğu kararlar ve düzenlemeler değildirler. 23/05/2012

  • 23 May 2012
  • 2 dakikada okunur

Spor faaliyetlerinde taraftarlar derneklerinin etkisi göz ardı edilemez. Taraftarlar derneklerinin spor kulüpleri ile fiili ve hukuki bağı yoktur ve olmaması da gerekir. Spor kulüplerinin binlerce hatta milyonlarca taraftarları olmasına rağmen, maalesef birkaç yüz kişinin bir araya gelmesi ile oluşturulan taraftarlar dernekleri, doğru olmamasına rağmen spor kulüplerini temsil ettikleri izlenimi uyandırmaktadırlar. Böylece bu taraftarlar derneklerinin yapmış oldukları bütün faaliyetler de spor kulüplerine mal edilmektedirler

 

Taraftarlar dernekleri bireysel olarak faaliyet göstermemektedirler, toplu olarak hareket etmektedirler. Böylece topluluk psikolojisi ile kişilerin içinde yer alan şiddeti körüklemektedirler.

 

Olay çıkartan taraftarlar genellikle organize olarak hareket eden gruplarından kaynaklanmaktadır. Bu taraftarlar genellikle dernek, mahalle veya arkadaş oluşumları ile bir araya gelebilen küçük gruplar olmalarına rağmen, yine de spor müsabakalarında organize olmadan gelen daha büyük grupları etki altına alabilmektedirler. Küçük grupların organize olarak hareket etmesi, spor karşılaşmasını seyretmeye gelen çok daha fazla sayıdaki diğer seyirci gruplarının da sanki onlarla aynı duygu ve düşünce içindeymiş gibi algılanmalarına da sebep olabilmekte, hatta çok daha fazla sayıda olan bu seyircileri baskı ve etki altına alabilmekte ve onları pasifize edebilmektedirler.

 

Örneğin bazen bireyler tek başlarına hareket ettikleri zaman şiddet akıllarına bile gelmemektedir. Fakat aynı bireyler bir topluluk haline gelince, topluluk psikolojisi ile ortak hareket etmenin vermiş olduğu güç ve güvenle şiddet üretebilmektedirler. Kalabalık içerisinde şiddet üreten bu kişiler, aslında günlük yaşantılarında belki de çok mazlum kişiliklere de sahip olabilmektedirler. Yani toplumdaki bireylerin birbirlerini tetiklemeleri ve etkilemeleri ile de şiddet oluşabilmektedir.

 

Taraftarlar dernekleri çok az bir taraftar grubunu oluşturmalarına rağmen yine de sadece spor faaliyetleri esnasında değil, spor kulüplerinin, hatta Federasyonların seçimlerinde bile etkin rol alabilmektedirler. Bunun sebebi de taraftarlar derneklerinin grup olarak hareket etmeleri ve ortak bir güç odağı haline gelmeleridir.

 

Taraftarlar derneklerinin bu tutum ve davranışları ister istemez karşılarında bir başka taraftar derneğinin çıkmasına sebep olmaktadır. Böylece aslında direk olarak spor taraftarları arasında değil, fakat taraftar dernekleri arasında karşılıklı kutuplaşmalar, karşılıklı kin ve nefret tohumları ekilmektedir. Buda doğal olarak spor faaliyetlerine yansımaktadır.

 

Taraftarlar dernekleri adından anlaşılacağı üzere taraf olmaya dayanmaktadır. Oysaki spor faaliyetlerinde taraf olunmamalıdır, seyirci olunmalıdır. Bir spor kulübünün faaliyetleri bireysel olarak seyir edilerek de desteklenebilir.

 

Ülkemizde taraftar olmak bir iş, bir geçim kaynağı haline gelmiştir. Zaman zaman taraftarlık bir silah olarak bile kullanılabilmektedir. Bu sebeplerle spor ile sınırlı olmak üzere başta Anayasa olmak üzere derneklerle ilgili yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra taraftar derneklerinin kurulması ve faaliyetleri yasaklanması sağlanmalıdır. 23/05/2012

  • 22 May 2012
  • 1 dakikada okunur

Spor kulüpleri Federasyonlara bağlı olarak faaliyet göstermektedirler. Federasyonlar o spor dalını yönetmektedirler. Yani sporu yöneten kulüpler değil, Federasyonlar olmaktadır. Federasyonların ise yapılarında ve seçilmelerinde çok fazla bir değişiklik beklenmemelidir. Federasyonlar bütün dünyada benzer yapılardan oluşmaktadır. Federasyonların başkan ve yöneticilerinin kendilerini seçen kulüplerin baskılarına veya Federasyonu etkileme çabalarına direnebilmeleri yeterli olacaktır. Buda kişisel bir durum olup, Federasyonun yapısı ile ilgili değildir. Aynı şekilde Federasyonun bağımsız kurullarının da Federasyonun baskısına maruz kalmadan çalışabilmesi gerekmektedir, Federasyonların bunu sağlaması yeterlidir. Çünkü bu kurullar yeterli bilgi ve birikime sahip donanımlı kişilerden oluşmaktadır. Yine Federasyonun bağımsız kurullarının her türlü etki ve baskıya maruz kalmadan çalıştığının da bütün spor aktörlerine kabul ettirilmesi, bu algının yerleşmesinin sağlanması gerekmektedir. 

 

Ülkemizde hemen hemen bütün spor Federasyonlarının disiplin/ceza kurulu yapılanması bulunmaktadır. Bu kurulların vermiş oldukları kararların itiraz incelemeleri futbolda Türkiye Futbol Federasyonunun bünyesinde yer alan Tahkim Kurulunda, diğer spor dallarında ise Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan Tahkim Kurulunda incelenmektedirler.

 

Sporda Federasyonların bünyelerinde yer alan disiplin veya ceza kurullarının kararları başta olmak üzere spor Federasyonlarının vermiş oldukları bütün kararların itiraz veya temyiz incelemelerinin yapılabilmesi için CAS benzeri bir yapılanma oluşturulmalıdır. Bu yapılanma Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi bünyesinde olabileceği gibi, daha farklı yapılanmada ön görülebilir. Burada önemli olan bütün Federasyonların oluşacak bu Tahkim Kurulunun bütün yetkilerini, yaptırımlarını ve kararlarını tanımalarıdır. Böylece bu Tahkim Kurulunun bağımsızlığından şüphe edilmeyeceği için vereceği kararların tarafsızlığından da şüphe edilmemiş olacaktır. Böylece artık Federasyonların kendi kurullarının veya Tahkim Kurulunun vermiş olduğu kararların tartışılmasının da önüne geçilmiş olunacaktır.

 

Özetle Federasyonların ve kurullarının kararlarının tartışılmasının önüne geçilmelidir, bunların saygınlıklarının ve otoritelerinin artırılmaları sağlanmalıdır. 22/05/2012

 

bottom of page